Nisan 14, 2008

Loser ...




Ve bilindik tekrarlardan ibaret ömrüm..

Gecenin ortasında ve bir başına! Ne zaman bıraktım bilmem ve nerde. Derdim de değildi sanırım öylesine bir hayat öylesine geçen zaman. Beni düşünen herkes derdi! Yapma! İncelikleri kullanıyor dünya. Ve beni düşünenlerde sıraya geçerdi sonra. Oysa başından bilirdim ben. Kimim eline bir bıçak versem ruhumun giysisini soyunup, saplardı düşünmeden, en çokta değerleri olanlar. Eder bir şey göremezlerdi bakınca. Alnının ortasında kırık kemik bulunan bir ruhtu en fazla. Kazanmak için orda olmayan biri. İncinmez miydim? Çokça, ama en baştan bilirdim, sonunda atılıp şehrin en kuytu köşesine, vazgeçilecek olandım.

Dünya seni kullanacak kişilerden oluşur derdi yaşlı adam! Ben yine de umardım (cehennemimim soğuğunda ). İncitseler de, kullansalar da vazgeçmezdim, kazanmaya çalıştığım bir oyun değildi bu.

Şimdi biliyorsun; hayat olmak istemediklerimizin toplamı olmak ya da kaybetmektir. Ya herkes olursun ya hiç kimse. Şimdi en derin yerini sana açtım ruhumun. Dünya kaybedenleri öğütür ve unutturur nasıl olsa. Düşünme hem ne olacak diye! Yine haksızlıklara küfür edersin, yine değerleri kelime yaparsın, kaybedenlere türküler söylersin ve unutursun sonra.
"Zaten hayat seçimlerimiz sonunda küfrettiğimiz bir sanrıdan başka birşey değil mi .*"


House of Duarden
anlamsızlık yazısı*

Kandırılmış Çocuklar




Orada,
Yetişemediğimiz bir Mayıs akşamında…
Dışarıda duruyor kurduğumuz en az bir cümle
ve belki bir hece umut…


...........................................


Unutulmuş bir yenilgi
Yeniden göç etmek sana
silkeleyip çoktan üzerine sinmiş başkalarını
sen artık başka adamların o başka kadını…


..............................................



“Yalnızca bilmezler yüzümdeki gülümsemeden sessizliğin orada, yıllardır bana tanıklık yapan yerde olduğunu... Oysa ben, aynı benimdir her yenilgi sonrasında ve her yenilginin o kısa başlangıcında”



Umuduna,
tenine ya da acına
kısacası sana bulaşmış ötekilere aldırmadan,
ve hiç dokunmadan
geride bırakılmış bir şehrin sancısına
“seni sevebiliyorum”
Yine de iki hece fazla…


Tenini çıkar git kadın!
Seni kim saklar
Sen artık aşikârsın
öpemem artık kirpiklerinden…
çekemem içime
vurulmuşken nefesimden



Yeminiyle sarıldığı an sevgililerin
ne kekeme bir sarılıştı o an…
işte o an kırıldı düş,
hayal ya da çırpıntı

“yaklaşıp da içine olamadıklarımız ya da içine sokulup da yaklaştığımızı sandıklarımız....”


Söylesene karşılaşabilir miyiz yeniden bu evrende…
esirgediğimiz tüm düşler
delik deşik iğfal olmuşken böyle,
söylesene
sarılır mı bir katil
sıradan bir maktule
yüzleşecek kadar erkek olamadığımız tüm korkular
ölüp de unutsak belki birbirimizi
çehremiz kalmasa yani
inan daha çok ihtimaliz birbirimize
zamana saklanan çaresizler
yüzlerde daha çok iz, izbelik
ve unutmak…
telaşlı bir masalın uyuttuğu
kandırılmış çocuklar
şiirin kapısına vurulmuş sürgü
tarih ne eski, ne de tekerrür
tarih biziz sevgili!
son hecem değil belki,
ama ondan bir önceki



sen yine de bunlara aldırma
kelimeler hatırlatacak seni bana
kelimelerim…
ben unutacağım



şimdi seni bir kez daha sevdikçe
insanlığıma dönüyor
geriye kalan yanım.
bir şair öldüğünde
dizeler çarpıyor duvarlarıma
dört yanım deniz
demek ki ben bir adayım.
Issız, uğraksız, kelamsız…


Eski bir falın kehaneti tuttu şehrin birinde
an işte o an tutuldu
sana devrik cümleleri sevdiremedim
oysa ben
sevdiğim her şeyi çoktan devirdim.



kimse hatırlamaz kirpiklerinden öptüğümü
ve kimse hatırlamayacak bu mayıs akşamını
seni nasıl sevdiğimi sen unutursan
inan kimse…



Bir kedi gibi saklanacağım senden
Vedayı ben yazarım, şair benim ne de olsa
gözünde yaş kaldıysa
sen ağıt yak…
çünkü an tutuldu bir kere…


06–05–2008
Gökçehan Daçe

Devrik...



kaç yastık uçukladı uykuma


Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben! “

Nilgün Marmara


bir özneydim yalnızca
devrik cümleler biriktiren çocukluğuma
yerini kimsenin bilmediği
eski efsaneler adasında
kaç labirent çizmişti yüzüm
gayri meşru ayrılıklara
oysa ki rolünü hep şaşırırdı intihar
hüzün kokan sabahın eşiğinde,
günahımı düğümlerim usulca
kapılar aralık şimdi
çalmayan telefonlar akşamında
üzülme artık
yaranın dönüp dolaşacağı yer kandır

pencerede asılı kalan geçmişe
el eden annemdi
saçlarında yarım kalmış gülüşüyle
ağlayış eskitir mi zamanı
takvimlere yazdığım boynu bükük masalda
biraz alkol
biraz da yaz yemişleri
çekip gitmek kadar kemikli bir fiil söyle şimdi
kervanlarını terk eden yol öyküleri ağla
merdivenim ol yazgımı gererken gönlümün gergefine
birinci şahısta kalmalı insan
köze değerken gözleri

kaç şiir sustum
kaç gölge kustum
kâğıttandı yaşama sunduğum denizler
bir gemiye yetemezken kulacım
baharın hiç gelmediği yoksunlukta,
cenindi bir zamanlar acım
kalabalığız artık yalnızlık oyununda
sigara dumanıydım cama sinen
annemin üflediği
köy evinde çürüdü ahşaptan sözcüklerim
sözcükler, beşiğimde unuttuğum kum saati
kum ve zaman:
geçip giderken alınyazımı sürükleyen
kurdeleli uçurumlar

buruşuk mazime taktığım
nazar boncuğuna
kaç cinnet sakladınız
kaç yastık uçukladı uykuma
geceye saydam,
güne paslı sokağımda
unutulan özneydim

yorgunum artık
yalnızlığa salıncak kurmaktan

İsmail Bora Özcan

Saian - Ay Şarkısı

Saian - Ay Şarkısı