
Hiçbir farkı yoktur yaşamışlığımın ölümden.
Hiçbir farkı yoktur yaşamışlığımın ölümden. Nasılsa bir kefenin rengi (!) yüzüme sardığım.
Bebekler üşüyorsa güneş altında ki topraklar bereketliyse açlığa rağmen. Ambarlarda kurşuna dönüşüyorsa buğday. Bir rençperin teri kızıla boyamışsa Ceyhan’ı, kan alabildiğince hapsetmiş, Fırat kusmuşsa sömürüye kinini ve bir baş soğana vurulmuşsa yumruk söyletmeyin ! gömmeyin, yakın beni.
Boğazlanmış namus töre diye satılmış kara gözlere. Bir nubuk boyu gülümsemenin kahreden ezikliği. Çocukların avuçlarındaki dünyaya küfreden soyun ! süt dolu bir memeyi kesmesiyle aynı şeydir ettiği. Çığlığı yutkunmasıdır sesin, doğmasıdır bir bebeğin kirpikten yanağa ve çocuklar ki etimizdir, rahim suyuyla abdestli. Örtmeyin ! ayıbımdır çıplaklığım, soyun beni.
Mahcupluğa müptela kılınmış insanım. İnsanım diyorum bakın ! bir ceylan kadar ürkek olsam da, avcıdan korktuğumdan değil ! yavruma düşkünlüğümdür telaşım. Çok denizler geçseniz de / insanım ! sizi boğar gözyaşım.
Ormanlar kadar yeşil olabilir umutlar, gökyüzü kadar mavi, düşlerimiz ve buna rağmen solgunsa yanağımdaki gamze, sulamayın ! bülbülleri ağlatmayın, kesin beni.
Asırlık yaraların kanamasıyla sevmişim. Zulmün etiketinden kazımışım özgürlüğü. Sizin bildiğiniz can çıkması değildir ölüm. Bir leşse insanı ayakta tutan onurun iskeleti çöplükler de mezarlıktır, köprü altları ise ölülerle dolu. Ve onuru namus diye kıstırmışsak bacak aramıza açın ağzınızı ! yummayın gözünü..ki ince bir zarın arkasında birikmiş kansa şeref ve banyo köşelerinde doğuruyorsa yavrusunu bir kadın, korkarak, boğazlıyorsa sonra ! ben namussuzum.
Töre denen illete kurban cesetlerde, şerefim ve onurumu örtüyorsa manken resimli gazeteler
ve eşkıya yanımı dağlara çıkarmışsa adaletiniz ! duyayım sizi, bağırın..
Minik parmaklarda kar beyazı mendiller, şehrimin kirli yağmurlarında caddeler boyu satılık madeni değer. Çocuklarımızda, kadınlarımızda kaldırımlar boyu gelecek. Son model araçlarla caddelerde gezdirdiğimiz ve ondörtlük bir genç kızı otel odasına atma düşüyse onur ! ben onursuzum.
Sahte tuvallerde resimcikler. Bin ton boya, binlerce gerçek yüz gizler. Sokaklar, şeceremizdir.
Sokaklar, çocuklarımızla dolu sokaklar. Bir liraya kirli avuçlarda satın aldığımız onurumuz ne zannettiniz, ekmek parası isteyen çocuğun gülüşünü. Bedavaya sattığınızdır elinize tutuşturulan pilot kalem ve unuttuğunuz- bende insanım-denen iki kelam.
Siz insansınız ! onurlu,vakur ve ciğeri kilolarca altın eden, ben değilim. Açın ağzınızı yummayın gözünü. İnsan değilim ben ! asın beni.
Levent Saral