Ağustos 05, 2007

Teşhislerim Hiç Şaşmazdı Morgların Grisinde…

(o zamanlardan kalma sıcak bedenlere özlemim)







I
Acil kapılarından hep yalnız çıktım ben…..

Defalarca yitirdim sevdiğimi
Her defasında bir başkaydı ölümünün sebebi,
Hastane kapılarında geçti gençliğim…
Ben ilk yardım öpücüğü cahili,
Buram buram kan kokardı ellerim.
(yara sarmayı o zamandan bilmezdim)
tüm sirenlerden korkum ezelden,
bildik acil kapılarında önce ben bayılırdım
saçlarıma sinen eterden…
doktorlar tanıdık, reçeteler hep aynı,
ne ilaçların adı var,
ne hastanın kaydı…
ve doktorlar şaşardı,
ben yaşardım.

II
Teşhislerim hiç şaşmazdı morgların grisinde…

Defalarca teşhis ettim sevdiğimi
Her defasında ona aitti ölünün bedeni,
Vakitsiz telefon çığlıklarıyla açılırdı hep gözlerim…
ölü vücutlar derneğinin asil üyesiydim,
çekmecedeki mor bedenlerde gezinirdi hep ellerim.
(o zamanlardan kalma sıcak bedenlere özlemim)
tüm renklerden korkum bundan,
kırmızısına hasretken akan kanın,
hep karşıma çıkan mordan…
renkler tanıdık, isim hep aynı,
ne beyaz kefeni var,
ne gri mezar taşı…
(her defasında üzerinde bir avuç toprak biraz gözyaşı.)
ve toprak çatlardı,
ben ağlardım.


III
Açtığım tüm davalar düştü benim…

Defalarca dava açtım sevdiğim adama
Her defasında ertelenme pahasına,
Israrlı tarihsiz mahkeme tutanakları posta kutumda…
Ben tarifsiz acıların kurbanı,
Duygularımın tecavüzüyle suçlardım sevdiğim adamı.
(ve son söz hakimin tokmağı.)
faili meçhul cinayetlerden korkum ezelden,
bedenimi müebbete çarpan kederden,
kararı verilen asgari bedelden…
mahkeme duvarları tanıdık, hakim hep aynı,
ne sarı dosyalarda tarih var,
ne ödenecek bedelin tutarı…
(her defasında kulağımda topuklarımdan çıkan sesin imdadı)
ve ben giderdim,
davam düşerdi.


yeşim kırlı

Sona Gidiyorum Sana.!




bırak düşlerim acımasın hayat
secde edip sevdama
düşeyim bir vazo gibi
parçalansın ruhum

kimsesizliğine yaslanayım ölümün

kabristan gözlerimdeki bu cesetler
her mezar hırsızına emanet ettiğim yüreğim
boş bavullarla dolu umudum köhne limanları
yakılsın, yıkılsın

bırak, kaldırım boyu gelecek olsun adım hayat
faydasız çamurların kucağında
kirlensin namusum
bırak, bırak beni hayat
köpek ulumalarını bastırsın sesim

kimseler bilmesin hikâyemi
belkemiğime saplı hançeri
tenimde gizli mor lekelerimi
saçlarımdan kendi kendimi asışımı

bırak kimseler bilmesin hayat
binlerce ihanet diksin mezar taşımı

kalsın bir kelebeğin düşü bahara
çirkefine bulaşayım
ukala gülüşlerle titreyen dudağın

bırak beni hayat
ne yakını elimi tutsun umudun
ne de yoluna düşeyim uzağın

anladığım kadar olsun aşk
anlaşıldığım kadar sevdaya layık
bırak gonca kalsın kirpiğim
değmesin çiy’ine günışığı
yaprağa durmasın sinemdeki gül
ayaza sevdalı öleyim..

HİÇ-liğimde bir kurşun yarası
şavkımda yedi satırlık mektup
saçlarımda kar taneleri

bırak beni hayat
kardelenler kadar temiz kalayım

kasıklarımda taşıdığım bu sancı
içime akıtılmış onca ihanet dölü
aynada tükürdüğüm bu yüz
eteklerimdeki utanç kırıntıları
uçurum kenarı düşlerimle ben
bırak, kopayım ense kökünden hayat

onca ihtimalde hasretimi közledim
hazırım ateşin yedi yıkanmışına
yine gelmeden papatya zamanı
hatırıma düşmeden sessiz bir göl kenarı
çalınmadan umudumun eskimiş son sandalı
kulun, kölen olayım hayat
yaşatma bana saçları kesilmiş
eskimeyen anıları.

Levent Saral

Mavi Yüzünden Düşer Ömrüm





sokağındayım..
gün alazı artığı yarım yüz!
mum alevi kırmızı dudaklarına gömülmüş
soğuk bir namlunun intikam sonrasında..
izbe gölgelerde suya hasret güller gibiyim
dokundum ! etimi kesen paslı hançere
yaralarımdan derdimi sordum
dağ başı omuzlarımdan düştü mavi yüzün
bin kehaneti sırtladım yıldızlarla
bin ihanetle volta attım sokağında

eğik bir gök örtemez utancımı
kırmızı gözlü şarap sabahıdır kaderim
nice yağmurların filesinden düşmüş kısmetim
köpekler kadar duymaz beni bu sokaklar
infialim duvar üstü kedi kıvraklığı sadece
henüz güvencinler uykuda!
trenlerin ilk seferleri geçmiş zamanda..
bekçilerin düdük sesleriyle bir harita alnımda

sütü bozuk yüreğim cami avlusu kundaklaması!
ilişip haram parmakları emme telaşı
baygın bir yüze köprü olsa da bedenim
yeminimi ısırıp !
kan kokan dilime doladım adını
ölmek ! bir kurşunun sıcak göğsünde..
daha değil ! daha gün tarla kuşu sesinde

kara, yoldur durgun göl kenarı bekleyişlerim
uzanıp beyaz mendille gözyaşını silmektir belki
şiirlerin hamile bıraktığı peçetelere kıyamadan
intihara yürümek ! kirpiklerinin taraçasında..
gökten ayet indirip seni sevdiğimi duyurmak
bütün ilahların dünyasında!
adını ilahlaştırmaktır belki !

daha bitmedi zamanla sakalı uzamış hesaplaşmam
bundandır!
bulutlara kaşlarını tel yapmam
rüzgârla öpüşen parmaklarımla kirpiklerine dokunmam
çırılçıplak yağmurlarla sevişmem
güneşin ikiz yatağını tarumar etmem
bıçak sırtı tehlikeye ay’ı kurban seçmem!

iki yakalı bir nehir gibi yürüyorum sana
koyaklardan duyduğun eşkıya çığlığımdır
küf kokan sıralı peykelerde sabrımın kırık dişleri
çatlak iki dudakta son öpüşün fidanı!
zengin dal memesidir gamzeme çökmüş hüzün
bir katilim ellerin / bir de üşüyen yüreğin

sınadım üçgen gözlerini ayrılığın
şakaklara mahkûm gül kederi beyazlığın!
içemedim üzüm şırası gidişinin şarabını
dağ başlarına kızıl kıyametler düşürdü şimşekler
anlayamadım ! resmi buydu ayrılığın
biçemedim ! çiftçi kederiyle emeğimi
nasırlı bir elle tırpanladım kendimi

geldim!
acımı soğutacak zıpkın bir dildir derdim

ya öldür beni
ya da sevdana öldürtürüm kendimi

Levent Saral

Saian - Ay Şarkısı

Saian - Ay Şarkısı