
Hayata bakarken uzaktan ne çok şey görüyoruz ve ne kadar az yaşıyoruz.
Önümdeki masaya yatırıyorum sonra eksik ve fazlalıklarını alıyorum. Yapaylıkları, yalanları temizliyorum elimle. Üzülüyorum ve yeniliyorum bunları yaparken başka yönlerini neden bu kadar bakımsız bıraktım diye.
Tanrıyı oynuyorum nasıl olsa yaşayan bir tane bile tanrı yok diye. Kusurların dan kurtardığımı düşündükçe kibrim büyüyor ve iştahım. Kürsü kuruyorum tam agoranın ortasına uzun söylevime başlıyorum. Güçlü bir söylevle ve kinayelerle öcümü alıyorum ah neden azıcık sağlam bir ruh diyorum.
Sonra duruyorum rüzgâr bana bir ses taşıyor, kötü kulaklara uygun bir ses ve eleştiri ah sizler bunları dinlemeye mahkumsunuz diyorum yıkılmış bir kentin boş agorasında. Kendime bakıyorum, boş yıkık hayatımın önüne çöküp ağlayarak. Mükemmel sanırken kendimi ve mükemmel şeyler peşinde koşarken ne çok kandırmışım kendimi.
İtiraf ediyorum mükemmel değilim ve olamayacağım biliyorum yaşamıyorum bile sadece yaşıyormuşum gibi yapıyorum. Sanrım beni terk etmiyor.
House of Duarden
Kendine yazılar bölüm-1 (Basitçe yazmalı unutmamak için)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder