
Tulsa, Oklahoma, Louisville Arasında Bir Yerde Otobüsteki Bir
Ayakkabı Kutusunda Bulunmuş Günlükten...
28 Pazartesi
Uzun süredir Scarlet'in peşindeyim. Dün Las Vegas'ta idim. Bir
casinonun park yerinde yürürken bir kartpostal buldum. Kızıl
rujla tek bir sözcük yazılmıştı üzerine. Tek sözcük: Anımsa.
Kartpostalın öteki yüzünde Montana'daki bir otoban vardı.
Neyi anımsamam gerektiğini anımsamıyorum. Şu anda yoldayım,
kuzeye doğru gidiyorum.
29 Salı
Montana'dayım, hayır, belki de Nebraska'da. Bu satırları bir
motelde yazıyorum. Odamın dışında felaket bir rüzgâr esiyor,
koyu motel kahvesi içiyorum, tıpkı yarın ve ondan sonraki
gecelerde içeceğim gibi. Bugün küçük bir kasaba lokantasında
biri onun adını ağzına aldı. "Scarlet yollarda," dedi adam.
Bir trafik polisi idi, yanına gelip kulak kesilince konuyu
değiştirdi.
Bodoslama birbirine girmiş iki arabadan söz ediyordu. Yol
üzerindeki cam kırıkları elmas gibi parıldıyordu. Bana
kibarca, "Hanfendi," diye hitap etti.
30 Çarşamba
"Kafamı bozan iş değil," dedi kadın. "İnsanların bakışları."
Titriyordu kadıncağız. Soğuk bir geceydi, fazla bir şey yoktu
üzerinde.
"Scarlet'i arıyorum," dedim ona.
Ellerimi ellerine aldı, sonra yanağıma dokundu, usulca değdi
eli. "Aramaya devam et, şekerim," dedi. "Hazır olduğun zaman
bulacaksın." Sonra sokakta kayboldu.
Küçük bir kasabada değildim artık. Belki de Saint Louis'e
gelmiştim. Saint Louis'te olduğunu nasıl anlayabilirsin ki?
Bir zafer takı aradı gözlerim, Doğu ile Batı'yı birbirine
bağlayan bir şey. Ama böyle bir şey gerçekten vardıysa bile
onu ıskalamıştım ben.
Daha sonra bir ırmaktan geçtim.
31 Perşembe
Yolun kenarında yaban böğürtlenleri vardı. Çalıların arasına
sıkışmış kırmızı bir iplik gördüm. Artık varolmayan bir şeyin
peşinde olmaktan korkuyorum. Belki de hiç varolmamış bir
şeyin?
Çöldeki bir cafede eskiden sevdiğim bir kadınla konuştum
bugün. Uzun süredir orada garsonluk yapıyormuş.
"Beni aradığını sanıyordum ben de," dedi. "Anlaşılan yoldaki
duraklardan biriymişim sadece."
Gönlünü alacak bir şeyler söyleyemedim ona. Beni işitmedi.
Scarlet'in yerini biliyor musun, diye sormalıydım.
32 Cumartesi
Dün gece Scarlet'i gördüm düşümde. İriyarı, insan azmanı bir
şey olmuş, av niyetine benim peşime düşmüştü. Düşümde neye
benzediğini biliyordum. Uyandığımda kendimi yol kenarına park
etmiş bir kamyonetin içinde buldum. Bir adam pencereden el
fenerini üzerime doğru tutuyordu. Bana, "Beyfendi," diye hitap
etti, kimliğimi göstermemi istedi.
Kim olduğumu, kendimce kim olduğumu, kimi aradığımı söyledim
ona. Güldü, sonra başinı sallaya sallaya çekip gitti.
Bilmediğim bir şarkı mırıldanıyordu. Kamyoneti güneye, doğan
güneşe doğru sürdüm. Kimi zaman bunun bir takıntı halini
alması ürkütüyor beni. O yürüyor. Ben arabadayım. Neden hep
benden önde?
1 Cumartesi
Eşyalarımı koyacağım bir ayakkabı kutusu buldum.
Jacksonville'de bir McDonalds'a girip peynirli hamburger
yedim, ardından da çikolatalı bir milkshake içtim. Ayakkabı
kutusunun içine koyduğum her şeyi çıkarıp masanın üzerine
koydum: Böğürtlenlerin üzerinde bulduğum kırmızı iplik,
kartpostal, Sunset Bulvar'ının kenarındaki bir çöplükte
bulduğum Polaroid fotoğraf -baş başa vermiş bir şeyler
fısıldayan iki kızın resmi görünüyor fotoğrafta, yüzleri flu;
bir teyp kaseti, Washington D.C.'de bana verilmiş minik bir
şişe, içinde altın gibi bir şeyler pırıldıyor; kitap ve
dergilerden kesilmiş sayfalar. Bir casino fişi. Bu günlük.
"Öldüğünde," diyor yan masadaki esmer kadın, "seni elmasa
çevirebiliyorlarmış. İlmi bir olay. Ben böyle anımsanmak
isterim. Parlamak istiyorum çünkü."
2 Pazar
Hayaletlerin yürüdüğü yollar kadim sözcüklerle toprak üzerine
yazılmıştır. Hayaletler otobana çıkmaz. Yürürler. Bu yüzden mi
buradayım ben? Bazen onun gözleriyle bakıyormuşum gibi geliyor
bana. Bazen de sanki O benim gözlerimle bakıyor dünyaya.
Şu anda Kuzey Carolina'da, Wilmington'dayım. Issız bir
kumsalda yazıyorum bu satırları, güneşin şavkı denizin üstüne
düşmüş, öyle yalnızım ki.
Gün doğmadan neler doğar, öyle değil mi?
3 Pazartesi
Baltimore'daydım, çiseleyen yağmurun altında kaldırımda durmuş
nereye gideceğimi düşünüyordum. Scarlet'i bir arabanın içinde
gördüm galiba. Bana doğru geliyordu. Arabayı o kullanmıyordu.
Yüzünü göremedim, ama saçları kızıl idi. Köhne kamyoneti
kullanan kadın şişko ve mutlu biriydi, uzun kara saçları
vardı. Koyu tenliydi.
O gece tanımadığım bir adamın evinde uyudum. Uyandığımda bana,
"Şimdi Boston'da," dedi.
"Kim?"
"Aradığın kişi."
Nereden biliyorsun, diye sordum ama karşılık vermedi. Bir süre
sonra evi terk etmemi istedi, çok geçmeden evden çıktım. Eve
dönmek istiyorum. Evimin nerede olduğunu bilsem dönerdim.
Tekrar yollara düştüm.
4 Salı
Öğle vakti Newark'tan geçerken ucundan New York'u gördüm,
havadaki toz kütlesi yüzünden silueti iyice silikleşmiş,
yaklaşan fırtınanın etkisiyle karanlığa bürünmüştü. Dünyanın
sonu gelmiş olabilirdi.
Galiba kıyamet siyah-beyaz gelecek, eski bir film gibi. (Kömür
karası saçlar, karbeyazı şeker akı ten) Renkler varolduğu
sürece yaşar gideriz belki de. (Kankızılı dudaklar, diye
anımsatıyorum kendime.)
Kuşluk vaktinde Boston'a vardım. Aynalarda ve yansımalarında
O'nu ararken fark ediyorum kendimi. Kimi günler beyazların bu
ülkeye geldiği zamanları, kara tenlilerin zincire vurulmuş
kıyıda tökezlediği anları anımsıyorum. Kızıl tenlilerin bu
topraklarda yürüdüğü zamanları anımsıyorum, toprağın daha
körpe olduğu zamanları.
Issız toprakları anımsıyorum.
"Ananı nasıl satabilirsin?" Üzerinde dolaştıkları toprakları
satması istendiğinde ilk insanın söylediği sözler bunlar.
5 Çarşamba
Dün gece benimle konuştu. O olduğuna eminim. Los Angeles,
Metairie'de bir telefon kulübesinin önünden geçiyordum.
Telefon çaldı, ahizeyi kaldırdım.
"İyi misin?" dedi ses.
"Kimsiniz?" diye sordum. "Yanlış numara çevirmiş olmayasınız."
"Olabilir," dedi. "Ama iyi misin sen?"
"Bilmem," dedim.
"Ne kadar sevildiğini bil," dedi. O idi, kesinlikle emindim.
Ben de seni seviyorum, demek istedim, ama O çoktan kapamıştı.
Tabii gerçekten O idiyse. Bir anlığına orada idi. Belki de
yanlış numaraydı, ama öyle olduğunu sanmıyorum.
Artık o kadar yakınım ki. Kaldırımdaki evsiz barksız, yanında
battaniye taşıyan adamdan bir kartpostal satın aldım ve
üzerine rujla Anımsa diye yazdım, artık unutmam mümkün değil.
Ama rüzgâr çıkıyor ve kartpostalı önüne katıp götürüyor.
Galiba şimdilik yoluma devam edeceğim.
Neil Gaiman
Çev. Semih Aközlü
www.anarsit.org ' daki yayınından alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder