
I
sabahtı
dokunsam kırılacakmış gibiydi ağaçlar
yorgun bir mevsimin arkasına gizlenmiş çıplaklığı göğün
aşkın iki yakasında çizilmişti bu kül iklimler
yaranın açık semtinde oturan iki yalnızlığı anlatır sana
vapurdaki beyazlık
ve martıların hazin bir şarkıya kanatlanışı gibi
yenik düşme senaryosu bütün aşkların adında
kimseye söyleyemediğin
küçük bir hayalin var hâlâ
gelgitlerinde kararırken ufukların
sözcükleri senin yanağında besledim diye
buruşur akvaryum
kırılır cam
bildik bir maninin ezgisinde ağlarsın
avuçlarına girdaplar dolayıp
yarını kim eşsiz kılabilir
artık kirliyken deniz
deniz, bugün ölmüş bir bebeğin kokusuyken
yaşamak anlatılabilir mi dersin
II
kimseyi tutmaz bu deniz
kimsesizliğin kılıcına banarken şair gözlerini
kan toplar mum
rüzgârın kafiyesi tutmaz
çiçeklere bile uğramaz olur arılar
şehrin sakiniyiz ne de olsa
karanfilleri kırmızıya boyasam
belki o zaman alırım gönlünü kızların ve kulelerin
şarabın kaç hali vardır Erol Ağabey
balıklar mı sıçrattı
bacaklarımıza sarılan onca yalnızlığı
bir dize vardı
takanın alnına yazılmış
simleri parlıyordu gecenin durağan pabucunda
bir palyaçonun saçları henüz kesilmiş,
dalgalar da çekilmişti kıyıdan
önce aşk vardı diye bağıran kimdi kaptan
sabah olmamışken daha
ve gözlerimiz yaşla dolmamışken
kadehteki bir yudumluk ömrümüz müydü
içince öleceğimiz
III
sokaklara yeni isimler vermek lazım
çimensiz büyüdük biz
mavisiz uçurduk uçurtmamızı
yeni bedenler lazım geçmişin yüzüne
kaç şarkının nakaratında ağlardık biz
cebimizde saklarken gülüşleri
matarasında aşkı taşıyan askerlerdik
ve hep kalbimize esir düşerdik
adına Pera demişken akşamın
bize yürümek düşer
yürümek, asılı kalana dek bir uçurumda
bir yerinde aklımıza ölüm de gelir hani
yaşamak bir zakkum gibi
güzel ve zehirli
kadehimize yazmıştık bunu
adını Pera koymuştuk bütün aşklarımızın
bilhassa karşılıksız intiharlarımızı sevmiştik
hem hepimiz ölüme acemiyiz biraz
ne kadar yaşasak da
IV
görünmüyorsun
meyvelerini döküp de çırılçıplak kalınca ağaç
ve leylekler çoktan göçtüğünde
evlerin damında aradığın o umut
seni aldatıyor martılarla
martıların kanadına saklanıp gidiyor
bilmediğin isyanlara
ve sen hâlâ görünmüyorsun
söyleyemediğin bir şarkının sızısı dudaklarında
yarın çok uzak sana
dün çok uzak
vazgeç artık perdeni her akşam örtmekten
unutulmuş bir mazide bekleme
geleceğini sandığın o gölgeyi
pencereler anlatır mı gözlerin anlamını
sayfalarca birikirken gecede
sözcüklere yanaşıyorsun
fotoğrafları kemiren senin tekilliğin
biliyorsun
gecenin sonunda yok olup gideceğini
kül kedisi sanırlar seni
aşkların, balkabağına dönüşürken
bu şiir, seni de tanımlıyor
şiire sığmasan da
koynundaki kırılgan anılarla
İsmail Bora Özcan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder